Murat Eray KORKMAZ

Yer içer, gezer tozar, okur yazar. Biriktirir. #kitapmeraki #saatmeraki #kalemmeraki.

Geçmişten Bir Hatıra: Rotring ve Tombow

Kalemlerle ilgili bu ikinci yazım ilki kadar uzun olmayacak. Nasıl olsa ilk yazıda elimdeki bir çok kalemle ilgili uzun uzadıya bir çok şey karalamıştım. Şu aralar siparişini verdiğim/göz koyduğum bir kaç kalem daha var. Hepsi tamamlanınca üçüncü bir yazı ile de onları paylaşmaktan geri kalmayacağım elbette ki.

Bu satırları bana yazdıransa tamamen şans eseri bulduğum, ilkokul/ortaokul dönemime ait 3 adet kalem.

Daha fazlasını oku »Geçmişten Bir Hatıra: Rotring ve Tombow

Hızlı ve Sessiz: OCZ Vector SSD ve İncelemesi

Bu sene hediye anlamında oldukça şanslıyım. Geçenlerde Selçuk‘un Apple TV sürprizinden bahsetmiştim. Bugün ise Emrah ve Bilgen‘in büyük bir derdime derman oldukları SSD sürprizlerinden bahsedeceğim.

~

SSD adını belki duymuşsunuzdur, belki de duyacaksınız. Böyle şeyler ilginizi çekmiyorsa muhtemelen hiç duymayacaksınız.
Daha fazlasını oku »Hızlı ve Sessiz: OCZ Vector SSD ve İncelemesi

Rush Filmi ve Formula 1 Dünyasından Hikayeler

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim de boşu boşuna bu kadar yazıyı okumak zorunda kalmayın, zaman kaybetmeyin. Gidip filmi seyredin, mutlaka! Formula 1’i seviyor/takip ediyor olsanız da olmasanız da, filmi seyredin!

Geçenlerde vizyona giren, Formula 1’deki Lauda-Hunt çekişmesini konu alan gerçek hayattan uyarlanmış bir film Rush. Film o kadar iyi olmuş, beğenilmiş ki IMDB Top 250 listesine girmiş ve şu an 186. sıraya kadar da yükselmiş vaziyette.

Daha fazlasını oku »Rush Filmi ve Formula 1 Dünyasından Hikayeler

Küçük bir Eğlence Merkezi: Apple TV ve İncelemesi

Yeni bir “Bu inceleme için sence de geç kalınmış sayılmaz mı?” sorunsallı inceleme yazısına daha hoş geldiniz. Benzer konulu bir başka incelemeyi iPad Mini için şurada yapmıştım. O yazıda da belirtmiştim –veya belirtmemiş de olabilirim hatırlamıyorum– amacım kutu açılımı yapmak, yeni bir ürün incelemesi yapmak değil. Zira genellikle ürün(ler) ilk çıktığı an elime ge(e)çmiyor. Ne zamanki bütçemi ayarlayabiliyorum, o zaman ediniyorum. Bir süre kullandıktan sonra da dilim döndüğünce bir şeyler yazmaya, teknik bilgilerden ziyade kullanım deneyimlerini ve sonuçlarını paylaşmaya çalışıyorum.

Bugün de Selçuk‘un doğum günü hediyesi olan 3. jenerasyon Apple TV ile ilgili bir şeyler karalayacağım.

Daha fazlasını oku »Küçük bir Eğlence Merkezi: Apple TV ve İncelemesi

IG Nobel Ödülleri

Geçenlerde evdeki kütüphaneye göz gezdirirken elime Sargun Ali Tont‘un Solucanlara Piyano Çalan Adam kitabı geldi. Ara ara kitapçılarda yer alan ve genellikle oldukça küçük bir bölümü kaplayan bilim rafını (raflarını değil, rafını) dolaşır ne var ne yok diye göz atarım. Kitabın ilginç ismi ve “Bilim ve bilimcilerin dünyasında gezintiler” alt başlığını görünce arkasındaki özete de bir göz atayım dedim.

Daha fazlasını oku »IG Nobel Ödülleri

Boş Kutu Biriktirme Sendromu

Dispozofobi.

Daha anlaşılır haliyle Biriktirme Hastalığı. Literatürde, eşyaların değersiz, tehlikeli veya sağlıksız olmalarına rağmen atılmaması, aşırı derecede biriktirilmesi olarak tanımlanmış. Hani o televizyonlarda gördüğümüz çöp evlerle, o evlerin sahiplerinin durumu ile karıştırmasın ama. Onların durumu, ayrı bir sendrom, Messie Sendromu.

Gel gelelim benim durumum daha masumu, her ikisi kadar ciddi değil. Sadece atamıyorum. Hayır hasta falan değilim, sadece kıyamıyorum; onların hepsi benim yavrularım!

Daha fazlasını oku »Boş Kutu Biriktirme Sendromu

İsviçreli Mondaine Saatleri

Kalemlere olan düşkünlüğümden detaylı olarak şurada bahsetmiştim. En az kalemler kadar başımı döndüren bir başka obje varsa o da saatler; kol saatleridir.

Kendimi bildim bileli kol saati takmışımdır. Günümüzde cep telefonu vb. cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte kol saatleri işlevsiz hale gelmiş olsa da yine de vazgeçemiyorum. Hani hepimizin bir eşyası vardır ya. Takmadığımızda, yanımıza almadığımızda kendimizi çıplak hissederiz. İşte saatler de benim için neredeyse böyle. Kolum boş kalınca kendimi çıplak hissediyorum.

Daha fazlasını oku »İsviçreli Mondaine Saatleri

Çikolata Nasıl Yenmeli?

Hazır yazmak için fırsat bulmuşken, ne zamandır “Taslaklar”da bekleyen yazıları tamamlayayım dedim. Söz konusu çikolata olunca tabi nasıl oldu da bu kadar gecikti ben de bilmiyorum. Sanırım düşündüğümden de tembelim.

Beni tanıyanlar bilir, ciddi anlamda çikolata bağımlısıyım. Maalesef mi desem, ne mutlu mu desem bilemiyorum.

Daha fazlasını oku »Çikolata Nasıl Yenmeli?

Minik bir inceleme: iPad Mini

Netbook olayına en başından beri anlam verememişimdir. -Her çıkan teknolojik ürün gibi- bir adet netbook edinmeyi de çok istemişimdir, kabul ediyorum. Ancak yine de kullanım açısından çok mantıksız cihazlar olduğunu düşünmüşümdür hep.

Ekranları küçüktü –gerçi sonradan 12″ boyutlarına ulaştılar-, donanımları zayıftı ve çok hantal çalışıyorlardı, şarj süreleri çok kısaydı, vb. şeklinde uzayıp giden bir çok olumsuz tarafı vardı. Küçük/hafif, taşıması kolay olarak lanse edilen cihazların adaptörleri –ve bunların ağırlıkları– neredeyse cihaz kadardı. Kolay taşınabilir, her yerde her an kullanılabilir denilen cihazları şarj etmeden 3 saat kullanmak mucizeydi. Sonradan bu süreler de 5-6 saatlere kadar ulaştı, ekranlar büyüdü, performansları arttı. Buna bağlı olarak da fiyatları normal notebook seviyesine ulaşmıştı. Bu sefer de “E bunu alacağıma notebook alayım bari.” düşüncesi ağır basmaya başlamıştı. Nitekim piyasada tabletlerin de yaygınlaşması ve kabul görmesiyle birlikte netbookların da sonu geldi. 2007’nin ortalardaın Asus Eee PC ile başlayan netbook furyası 2012 yılı itibariyle sona erdi. Netbook yerine gelen yeni ürün ise Ultrabook; o ayrı bir konu.

Daha fazlasını oku »Minik bir inceleme: iPad Mini